Ressam Wassily Kandinsky, “Sanatta Tinsellik Üzerine” adlı kitabında renk ve biçimin insanla duyguların dili aracılığıyla konuşabildiğini yazar. Ona göre sanat yalnızca göze hitap etmez; insanın iç dünyasına dokunur, duyguları uyandırır ve derin bir ruhsal deneyim yaratır.
Değerli taşlardan ilham alan serimin temelinde de bu düşünce yer alıyor.
Serinin ikinci eseri “Zümrüt” tür.
Yüzyıllar boyunca zümrüt; doğanın, bilgeliğin, uyumun, yenilenmenin ve bereketin simgesi olarak kabul edilmiştir. Derin yeşil tonu; yaşam enerjisini, dinginliği ve doğanın zamansız güzelliğini çağrıştırır.
Bu eserin merkezinde ise sanat tarihinde en şiirsel sembollerden biri olan kuğu yer alıyor. Kuğu; saflığın, zarafetin, asaletin, sevginin ve sonsuz güzelliğin simgesidir. Pek çok kültürde içsel uyumun ve estetik mükemmelliğin temsilcisi olarak kabul edilir.
Bu çalışmada zümrüdün ve kuğunun taşıdığı sembolik anlamları bir araya getirerek, renk ve biçimin dili aracılığıyla huzur, ışık ve zamansız bir güzellik duygusu taşıyan bir dünya yaratmayı amaçlıyorum.